metin さんのプロフィールangelus novusフォトブログリスト ツール ヘルプ
全 42 枚中 1 枚目
リスト項目が追加されていません。

Windows Media Player

met metin

angelus novus

bir varmış bir yokmuş ; adamın birisi susmuş...

Haiku ve Aruoba

NE Kİ HİÇ
Haikular
86.
Aceleyle gelip geçer Martı
oysa
biryere gitmez.
10 Kasım'94
Çiftehavuzlar

87.
Lodos geldi--
belirsiz:
hangisi Yaprak, hangisi Yağmur...
11 Kasım'94
Çiftehavuzlar


			92.
			Yeşil pencereler
			sarı pencereler --
			benimki, beyaz...
			10 Kasım'94
			Çiftehavuzlar


95.
Deniz ile Gök
aynı renkse
fırtına gelecek demek.
22 Kasım'94
Karamürsel


		202.
		Tam da göremediğinde
		köpürüverir gene
		Dalga.
		22 Kasım'94
		Karamürsel


			200.
			Bakalım şu son pencere de
			Ne zaman sönecek
			artık...
			10 Mart'95
			Çiftehavuzlar



319.
Yapraklar titriyorlar
beklentileriyle --
neredesin? ...
10 Mart'95
Çiftehavuzlar


		312.
		Sipsivri minare --
		ne istiyorsun:
		yeri mi, göğü mü? ...
		10 Haziran'95
		Eskişehir


			66.
			Ne çok şey oluşuyor
			senden uzakta --
			uzaksın işte
			17 Ekim'94
			Çiftehavuzlar



4.
Martı seslerinden
anlarsın
Deniz'e yaklaştığını.
14 Temmuz'94
Çiftehavuzlar


		(numarasız)
		Bademlerimi sakla--
		dönünce
		alacağım onları
		16 Ekim 1992
		Yalıkavak


			(numarasız)
			Ağaçlar
			kulak kabartmışlar:
			Dolunay'ı dinliyorlar.
			24 Mayıs'94
			Çiftehavuzlar



5.
Seni sevdiğimden başka
hiçbir şeyden
emin değilim--
22 Temmuz
Çiftehavuzlar

		129.
		Kirli denizde
		ak Martılar
		nasıl temizleniyorlar?
		1 Ocak'95
		Karamürsel


			126.
			"Bir deniz bulmak,
			anlamak en sonunda da
			yaşamak ne?"
			17 Aralık'94
			Çiftehavuzlar



376.
Sen mezarım olsaydın
mışıl mışıl uyurdum
içinde.
17 Kasım'95
Çiftehavuzlar



		426.
		NE Kİ HİÇ

		Şimdi gelecek
		sana Bahar yeniden:
		bırak, bilme, ne --

		ne bil, ne bilme:
		gelsin hepsi yeniden
		sen bilmeden, hiç...
		30 Mart'96
		Çiftehavuzlar


			372.
			Göğsündeki tuz tanelerini
			pırıldatıyor
			Güneş.
			30 Eylül'95
			Yalıkavak



322.
Kırlangıç,
Sinek'ten daha hzılı olmak zorundadır,
ki --
22 Haziran'95
Çiftehavuzlar


		295.
		Kaç tane Güneş var
		gözümde -- sayamıyorum
		bir türlü...
		30 Mayıs'95
		Yalıkavak


			19.
			Capcanlı Sardunya çiçekleri
			sonlarından
			habersiz.
			30 Ağustos'94
			Arkent


16.
Yavaş rüzgârı
altına alıp
denize gitti Martı
28 Ağustos'94
Arkent


		206.
		Unutma:
		dünyanın geçişinden
		arta kalanlar var.
		18 Mart'95
		Karamürsel



			412.
			Çoğaltıp durma
			haiku'larını -
			bak şu dingin Karga'ya:

			ne zaman
			huzur bulacak
			bu çalkantılı yaşamın?

			- orada işte:
			ki hiç - -
			11 Mart'96
			Çiftehavuzlar

"Haiku yazdığımı -yani, yazdıklarımın haiku olduğunu- başlangıçta farketmedim. Başo'yla tanışmam
Mayıs'93'de oldu; oysa çok önceleri, ancak haiku sayılabilecek metinler yazmıştım -yani, sonradan 
farkettim ki, yazmışım...(tümceler'e aldığım metinlerin birçoğu, ilk kavranış açısından da, kâğıda
dökülüş açısından da -bazısı biçimsel olarak bile-, haiku sayılabilir.)
(...)

Belki, çekici olan, sınırlandırılmışlıktı: "Pekâlâ, söyle bakalım ne söyleyeceksen; ama yalnızca onyedi
nefesin var - ona göre!.." gibi bir kısıt, sanki rahatlatıcıydı bile: Yalnızca "söyle, hızla; ve geç..." gibi
bir anlamda da değil -imbiklemek gibi birşey: "Özü bul -çok söyleme: tam yeterince..." gibi...
(...)

sezinlemeye başladım haiku'nun anlamını:-
Anlık bir anlam: gözüküp geçivereren bir görünüm -göze çarpıveren bir kavrama- daracık kavrayış
aralığından görülüveren kocaman dünya...
	Geçiciliğin kalıcılığı -
	kalıcı bir geçicilik..."

Oruç ARUOBA, Ekim 1996

Çığlık

...

uzun zaman aralıklarına sıkışmış beden...

mengene olmuş zaman sıkıyor durmadan,insafsızlık bu olsa gerek diyorum kendime...

ne kendim kalmışım halbuki ne de öteki...

her şey bir olmuş düşüyor omuzlarıma...

omuzlarım sıkışıyor...

insafsızlık fısıldıyor,kızıyorum...

bağır diyorum avazın çıktığı kadar! nedir bu alçakgönüllülük,nedir bu yaşanana biçtiğin değer,ben bağırıyorum...

can havliyle bağırıyorum,tanımadıklarıma bağırıyorum,ötekilere...

sıkışıyorum sınırsızlığı keşfetme aşkıyla aç insanoğlu misali...

zaman ise sessiz,sessizlik sarar mı,kaplar mı,kapsar mı kararsızım...

kararsızlık uçuyor tepemde,yükseliyor can havliyle,kendince...

sessizlik susuyor,insafsızlık fısıldıyor,ben ise bağırıyorum avazım çıktığınca...

...

Beyaz ve Savaş

... beyaza ihanet etmek çok kolay sizin gibiler için, biriktirdiklerinizi kusmak,

yeni sorunlar yüklenene kadar tüm sahip olduklarınızı rahatlamak kılıfıyla,

onu ölesiye kirleterek kendinizi temize çıkarma çabalarınız,

yoğun olduğunu düşündüklerinizle aslında hareket edemeyecek kadar hantal olmanız,

yalnızlığınızı ona ödetme çabalarınız,

tek taraflı ilişki isteğiniz,

sizin gibilerden olmamaya ant içmek gerekli,

savaşmak gerekli,

savaşmak bilinci olmayanın sahip olmadıklarıyla hem de olabilirliği yüksek bir istekle inadına dövüşmek ve nihai sessiz yenilgi,

sessiz kanama tüm bünyede, 

kurtaramamak ve kırmızıya bürünüşün acısını izlemek ayırtına varamadan...

... kendime geldiğimde öylesine boş gözlerle ekrana bakar buldum kendimi,

uzun bir savaştan çıkmış gibi ağır hissettim kendimi,

yorgun ve bitkin ama en önemlisi düşmüş hissettim,

yeni bir başlangıçsızlığıma giderken, 

nedenini bilmeden ekrandan utandım beyazdan utandığımı seçemeden, silkelenmek istedim hem de yeni doğmuşçasına,

zaman izin vermedi gitmeme geçmişe,

yenilginin ne demek olduğunu anlar gibi oldum bir anda,

peki şimdi ne olacaktı?

Düşünemeden geleceğin getireceklerini zamansız bir zamanlamayla geldi zaten yorgun olan bedenime ruhumun sıkışmışlığını hatırlattı,

bir yandan hatırlanıp unutulan anlar bir yandan da kaybetmenin ağır bedeli beyazın kırmızıya dönüşü...

'SU'

 

 

...

                             (su,hep var)

Hazımsızlık çekersin yaşama dair,

Bedeninin midir sahibi yoksa bulamadığın ruhun mu?

Boşuna yutkunma der sebepsiz sesler,

Yutkunursun.

Maviye çalan bir böcek belirir yanında,

Uzun bir merdivendir gidilecek yol,

Hangi basamaktasın onu bile kestiremezsin

...

Gün Ötesi(z)...

 

 

 

...

sıcak bulaştı tenime

ellerim ağzımda

sözcükler yanmakta

...

Pasif Direniş

'' İnsanı haksız yere hapse atan bir yönetim altında dürüst bir insanın asıl yeri cezaevidir. ''

(Sivil İtaatsizlik/H.Thoreau)

Bulantı

''...Anlatılanların baştan sona gerçek olmadığı söylenebilir.Hem nasıl gerçek olabilir anlatılanlar? Hep yalandır ,hep yalandır.Tıpkı bunun gibi, bu cinayetin gerçekten var
olduğuna inanmamız,kendinizin var olduğuna inanmak istemenizdendir.Düşünün bir defa kendinizin hep yaşadığını duymaya mecbursunuz,buna zorluyorsunuz kendinizi.Sıyrılın bu kalıplardan,varlığınıza inanmak gereğini bile duymayın,bakın çevrenizde gerçek olan bir şey kalacak mı?...''

Demir Özlü/bulantı,hüküm...

demirbaş

...
Küçücük bir çocuktum sebebini bilmeden,
Sokağa çıkamadık ihtilal oldu sandık,
Sonra biraz büyüdük alfabeyi bitirdik,
Azı dişim çıkmıştı sünnet bile olmuştum,
Kennedy öldürülmüş Migros açılmamıştı,
Beatles ortada yokken ekonomi bomboktu,
Zeki Müren ortada Bülent Ersoy erkekti,
Vietnam savaşını kendisiyle başlattı,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan Süleyman,
Sonra ay'a gidildi evelallah dönüldü,
Suya yazı yazıldı içimiz rahatladı,
Mao henüz ölmemiş ortaokul bitmemişti,
Yahya işe başlarken bankalar hep bomboştu,
Kırat attan inerek kemerini sıkmıştı,
Halk üstüne binince başımıza çökmüştü,
Hak hukuk düzen vardı çüş demesi çok zordu,
Ortaokul biterken yine ihtilal oldu,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan Süleyman,
Bilgisayar bulunmuş Deniz Gezmiş asılmış,
Papa yine değişmiş Mandela hapisteymiş,
Çevre kirlenmemişti İbo evlenmemişti,
Ajda tam boşanırken dolar yine çıkmıştı,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan Süleyman,
Kenan sopalısıydı Turgut boyalısıydı,
Pek anlamazdı ama Mesut hopalısıydı,
Naim kaldırıyordu zalim bastırıyordu,
Dün dündür bugün bugün gafil avlanıyordu,
Kırat attan inerek kemerini sıkmıştı,
Halk üstüne binince başımıza çökmüştü,
Hak hukuk düzen vardı çüş demesi çok zordu,
Tam askere giderken yine ihtilal oldu,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan Süleyman,
Paşa resim yapardı Sabancıya satardı,
Netekim ben demezsek anasını satardı,
Tonton dayanamadı hepimizi batırdı,
Efelerin efesi muz ağacına tutundu,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan süleyman,
Ecevit hep unuttu Erdal bizi uyuttu,
Yaş günü pastamızı vestiyerde unuttu,
Arabamız evimiz iki anahtarımız,
Nasıl da inanmıştık verir diye babamız,
Kırat atan inerek kemerini sıkmıştı,
Halk üstüne binince başımıza çökmüştü,
Ne padişah ne sultan bir enişten bir ablan,
Yanında birde baban sefam olsun yaradan,
Süleyman (hep) başbakan,
Hep başbakan Süleyman.
FİKRET KIZILOK/DEMİRBAŞ

Bunaltı -I-

                              

 

...

                           Vapur iskeleye yanaşırken duyulan son duygusu bir an sarıyor bedeni ve hapsettiklerini.”son duygusu” diyor durmadan içimden birileri,kimsesizler belli ki,kısa yoldan duyurmak istedikleri seslerinde boğuluyorlar oysa ki.büyük lastikler bakıyorlar iskele ile vapur arasında.koyuya çalmış deniz kendisi olmaktan çıkmış halbuki,katran yığını üzerinde bata çıka ilerleyen mahpusları andırıyor bir an vapur.bekleyiş sürekliliğine tabii iken her bekleyen diğerlerinden farklı bekliyor sanki.önce ikiye ayrılıyorlar ansızın.bitiş ve başlangıç yer değiştiriyor.vapur doldur boşalt derken her beden nereden nereye göçtüğüne aldırmadan soluyor egzoz gazını daha derinden…

 

''derinmiş,öyle ki düş düş bitmezmiş,hadi oradan!''

''derinmiş,öyle ki düş düş bitmezmiş,hadi oradan!''

''derinmiş,öyle ki düş düş bitmezmiş,hadi oradan!''

...

 

フィード

このモジュールでは RSS フィードが指定されていません。